25 Kasım 2011 Cuma

Mükemmel kerevizin hazin hikayesi

"Valide Sultan" mutfağa ne zaman girse, 30dk'da 10 çeşit harika yaratıp çıkar. Hani insan sanıyor ki; tek kız evladı olarak benim de bünyemde genetik ya da çevresel bazı etmenler harmanlanmış olmalı. İlme ve mantığa zıt bir şekilde, bu yaşıma dek mutfakta iz bırakacak bir başarı elde edemedim. Fakat bir yemeği hem yanık hem de az pişmiş yapabilme yeteneğimle ya da geleneksel Türk yemeklerine yeni tatlar kazandırma azmimle zihinlerde iz bıraktığım çok oldu. Fakat bu sefer kendimi aştığımı düşünüyorum.. Düzelteyim; düşünüyordum..

Havaların soğuması ve Almanca kursumu haftada iki geceyi kapsayacak şekilde rölantiye alma kararım sonrasında, evde doktoraya odaklı, makaleler ve yüzlerce sayfalık raporlarla kucaklaştığım simbiyotik bir hayat sürmeye başladım, biliyorsunuz. Aslında bir haftadır bu şekildeyim ama çoktan afakanlar bastığı için, haftaya üniversitenin karanlık koridorlarında bana tahsis edilmiş olması gereken odayı ve bilgisayarı araştırma girişimlerinde bulunacağım ve sevgili Ahu dostumun dediği gibi, bu oda gerçekten varsa ve bana caizse, hemen kapaklanacağım. Yoksa da üniversitenin sıcak ve insan dolu kütüphanesinde kendime bir köşe belirleyecek ve sabah 9 akşam 5 mesaime orada devam edeceğim. Çünkü... Çünkü evde geçen bir haftada kendimi "umutsuz ev kadını" konumuna psikolojik olarak sokmayı başardım, bu iş bana yaramadı. Durmaksızın yemek yapıyorum ve bu yemekler eskiden olduğu gibi karidesli makarna, bulgurlu ıspanak falan değil; imam bayıldı, kadınbudu köfte, orman kebabı falan gibi zamazingolu yemekler oluyor. İşin doğrusu, eskiden yaptığım ve yenmeden atılan yemeklere yağ ve tuz katmaya başlayınca baya da leziz sonuçlar alır oldum. Hayır koca efendinin keyfi çok yerinde, hapır hupur mideye indiriyor geleneksel Türk yemeklerimizi.. Geleneksel Türk kası yok ki adamın, baklava yese baklava oluyor, genetik anacım.. Ama ben yemeğin ucundan azıcık tadıp, buna rağmen 49 kiloya kapak dayayınca, boy aynasında omuz üzerinden totoya bir bakış atıp, psikolojik olarak çöktüğüm şu günlerde, bu evcilik oynama "hobi"min tehlikeli biyerlere doğru gittiğini fark ettim. Bu durumda "50 psikolojik sınırını aşmadan bir kereviz yapıp durucam, söz" dedim dün..

Efenim bu Almanya'nın insanı da kerevizi de biraz irice. Bulduğum en ufacık kerevizin çapını cetvelle sizler için ölçtüm, tam 18cm çıkınca "hasss, nası kesilir la bu?" dedim ama yılmadım! Valla yağını, portakal suyunu, maydonozunu falan ölçülü bir şekilde koyunca ortaya çıkan kereviz yemeği "mükemmel" oldu, iddia ediyorum. Yani anneminki, teyzeminki hatta Müzeyyen teyze efsanesininkini geçti diyebilirim ama ayıp olur, diyemiyorum. Ama yaklaştı inanınız, böyle kereviz görmemişsinizdir.

Koca geldi eve, aç bir erkek olarak umduğunu değil bulduğunu yiyecek tabii. Nedir o? Kereviz. Şimdi ben bir otobur olarak, çocukluktan beri kerevize bayılırım. Lakin çevremde de benim gibi kerevize bayılan pek olmadı. Ama bu önemli ayrıntı nedense benim zihnimde kalıcı bir yer etmemiş. Kocanın burnuna dayadım kerevizi. Koca etobur aleminin saygıdeğer bir üyesi bu arada. Hah ben bu adamın burnuna kerevizi dayıyorum, lütfen gözünüzün önünde canlandırın.. Adam zaten sabah mutfakta soyulmamış kerevizi görmüş ve "bu ne? çok korkutucu birşeye benziyor" demiş, akıllanmamışım.. Herneyse adam romantik biri, 2 kereviz dilimini yedi gerçekten, gözlerinde hüzünlü bir ifadeyle "çok güzel olmuş" bile dedi, hayatında ilkkez yediği birşey için (bayılıyorum yabancı kocaya, ön referansı yok ki adamın, ne yapsam güzel sanıyor, yerim onu ben!) Ama o gözler yalan söylemez yani.. Hani sanırsın adama evde beslediğimiz kaplumbağayı çorba yapmışım içiriyorum, öyle bir ifade suratında.

O vakit bana bir soldan soldan geldiler, güzelim kerevizin anlamını bilir mi aleman koca? Bilmez.. Elinden aldım güzelim kerevizimi, ona dondurucudan bir limonlu tavukla karışık sebzeler mikrodalgaladım. Kerevizimi de dolabın arka köşesine, bir başka bahara yemek üzere yolladım.. 18cm çaplı kerevizden ne kadar yemek çıktığını siz hesaplayın, bunu benim boyutlarıma oranlayın. Yani bodoslama hesapla marta kadar yerim ben bu kerevizi diye düşünüyorum.

3 yorum:

  1. Merhaba Ceren kerevize yazik olmasin sen onu ye bir kereviz sever olarak keske orada olsam dedim hani :)
    Bende de bir yabanci koca var artik o kadar seneden sonra neyi sevecegini neye burun kiviracagini biliyorum o yuzden bazen ayri yemek yapiyorum sahsen bir otobur ozellikle salata sever bir otobur olarak kereviz gibi guzellikleri kendime sakliyorum soyle rendeleyip limon, zeytinyagi bir kactane de zeytin ustune oluyor bana sahane bir aksam yemegi ya da ogle yemegi artik nasil rastgelirse. Gecen hafta ben de oyle kocaman bir kereviz almistim hala yiyorum her gun ucundan azicik.
    Bu arada kerevizin ozellikle kereviz sapinin vucuttan nem atici ozelligi var hem de tok tutuyor diyet icin birebir tavsiye ederim.

    Ennur

    YanıtlaSil
  2. bizim lahana macerasının bir başka versiyonu.

    YanıtlaSil
  3. Merhaba Ennur, "yurtdışında yaşayan kerevizseverler klübü" kuralım seninle beraber :)
    Hirondelle, biliyorum ya çok güldüm o yazıya ama benim burda "beraber kerevize girdik bu sene" yapabileceğim kimsem yok hühühü

    YanıtlaSil